Hoş geldiniz! Cevi ekibi olarak Hukuk aykırılığı ortadan kaldıran sebepler nelerdir hakkında güncel ve faydalı bilgiler aktarıyoruz.
Hukuka Aykırılığı Ortadan Kaldıran Sebepler Nelerdir? Toplumsal Bir Bakış
Bir davranışın dışarıdan bakıldığında “yanlış” ya da “suç” gibi görünmesiyle, o davranışın hukuk düzeni bakımından gerçekten haksız sayılması her zaman aynı şey değil. Günlük hayatta bunu bazen çok basit biçimde fark ediyoruz: Birinin başka birine zarar vermesi genellikle hukuka aykırı kabul edilirken, aynı davranış bir saldırıyı savuşturmak için yapılmışsa bambaşka değerlendirilebiliyor. Bence tam da burada hukuk ile toplum arasındaki ilişki ilginçleşiyor. Çünkü insanlar yalnızca kanunlarla değil; aile, mahalle, kültür, cinsiyet rolleri, ekonomik koşullar ve güç ilişkileriyle de davranıyor.
Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Sebepleri Nedir?
Ceza hukukunda bir fiilin suç oluşturabilmesi yalnızca kanundaki tanıma uymasıyla bitmez. Fiilin aynı zamanda hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırılığı ortadan kaldıran sebepler, kanundaki suç tipine uyan bir davranışın belirli koşullar altında hukuk düzeni tarafından meşru kabul edilmesini sağlayan durumlardır.
Türk Ceza Kanunu bakımından başlıca hukuka uygunluk sebepleri; kanunun hükmünü yerine getirme, meşru savunma, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızasıdır. Anayasa Mahkemesi de bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.
Kararlar Bilgi Bankası
+1
Meşru savunma ve zorunluluk hâli
Meşru savunma, kişinin kendisine veya başkasına yönelen haksız bir saldırıyı, saldırıyla orantılı biçimde defetmesi durumunda gündeme gelir. Zorunluluk hâlinde ise ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak amacıyla gerçekleştirilen davranış belirli koşullarda hukuken korunabilir. TCK m. 25 bu iki durumu düzenler ve özellikle orantılılık şartını öne çıkarır.
Ayam
Burada sosyolojik açıdan önemli soru şudur: İnsanlar “tehlike”yi aynı şekilde mi algılar? Elbette hayır. Bir kişinin yaşadığı mahalle, ekonomik konumu, toplumsal cinsiyeti veya geçmiş deneyimleri tehdit algısını etkileyebilir. Hukuk ise somut olayın koşullarını değerlendirirken bu davranışı belirli ölçütlerle sınırlandırmaya çalışır.
Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası
Bir kişinin hukuk düzenince tanınan hakkını kullanması, belirli sınırlar içinde, fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırabilir. Anayasa Mahkemesi de TCK m. 26/1 kapsamında “hakkını kullanan kimseye ceza verilmez” ilkesine dikkat çekmektedir.
Anayasa Mahkemesi
İlgilinin rızası da bazı durumlarda hukuka uygunluk sağlayabilir. Ancak rıza, sınırsız bir izin anlamına gelmez. Burada kişinin üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir alanın bulunması ve hukukun çizdiği sınırların aşılmaması önemlidir.
Hukuk, Toplumsal Normlardan Bağımsız mı?
Kanun metinleri toplumsal hayatın tamamını açıklamaz. İnsanların “normal”, “ayıp”, “doğru”, “tehlikeli” veya “meşru” kabul ettiği davranışlar, çoğu zaman hukuk kurallarından önce aile ve çevre tarafından öğrenilir.
Sosyolojik hukuk araştırmaları da hukukun gündelik yaşamdan kopuk olmadığını gösteriyor. Ewick ve Silbey’in çalışmaları, insanların hukuku yalnızca mahkemelerde karşılaşılan resmi bir sistem olarak değil, gündelik ilişkiler içerisinde anlamlandırdığını ortaya koyuyor. Hukuki bilinç, bireylerin hukukla ilgili düşüncelerinden ibaret değil; sosyal ilişkiler içinde sürekli yeniden üretilen bir süreç.
Clark Digital Commons
+1
“Doğru olan” ile “hukuken uygun olan” arasındaki fark
Örneğin bir ailede çocuğu korumak için fiziksel müdahale “gerekli” görülebilir. Başka bir toplumsal çevrede aynı davranış kabul edilemez bulunabilir. Benzer şekilde bir kişinin kendisini savunması, çevresindeki insanlar tarafından “güçlü durmak” olarak yorumlanırken başka bir bağlamda “şiddet” olarak değerlendirilebilir.
Bu nedenle toplumsal adalet, yalnızca kanunların herkese aynı şekilde uygulanmasıyla açıklanamayacak kadar geniş bir kavramdır. İnsanların hukuka erişme, haklarını bilme ve kendilerini ifade edebilme imkânları da önemlidir.
Cinsiyet Rolleri ve Hukuki Değerlendirme
Hukuk ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişki özellikle meşru savunma gibi konularda dikkat çekicidir. Toplumun kadınlardan ve erkeklerden beklediği davranışlar farklı olabildiği için “tehdit”, “direnme”, “korunma” veya “ölçülülük” gibi kavramların toplumsal anlamları da farklılaşabilir.
Türkiye üzerine yapılan araştırmalar, hukuk alanında dahi toplumsal cinsiyete dayalı tabakalaşmanın ve güç farklılıklarının sürdüğünü ortaya koyuyor. Hukuk eğitimi ve uygulamasının da toplumsal cinsiyet açısından sorgulanması gerektiği akademik literatürde vurgulanıyor.
DergiPark
+1
Güç ilişkileri neden önemli?
Bir davranışın hukuken değerlendirilmesinde yalnızca “kim ne yaptı?” sorusu yeterli olmayabilir. “Kim kime karşı yaptı?”, “Tarafların güçleri eşit miydi?”, “Kişinin başka bir seçeneği var mıydı?” gibi sorular olayın sosyal arka planını anlamaya yardımcı olur.
Burada eşitsizlik kavramı belirginleşir. Ekonomik kaynaklara, eğitime, sosyal çevreye veya hukuki bilgiye erişimi fazla olan kişiler, hukuk sistemini kullanırken daha avantajlı olabilir. Susan Silbey’in araştırmaları da hukuk ile gündelik hayat arasındaki ilişkide, hukukun vaat ettiği eşitlik ile insanların fiilen yaşadığı deneyimler arasında gerilim bulunabildiğini vurgular.
Annual Reviews
+1
Kültürel Pratikler Hukuku Nasıl Etkiler?
Kültür, hukuka aykırı davranışları meşrulaştırmaz; fakat insanların davranışlarını ve hukuku algılama biçimlerini etkiler. Aile içi roller, mahalle dayanışması, gelenekler veya topluluk baskısı bazı davranışların sorgulanmadan kabul edilmesine yol açabilir.
Güncel sosyolojik hukuk tartışmaları bu nedenle hukuku yalnızca mahkeme kararlarında değil, gündelik hayatın içinde incelemeye yöneliyor. Araştırmalar insanların bazen hukuka “uyarak”, bazen hukuku kendi amaçları doğrultusunda “kullanarak”, bazen de hukuka direnerek ilişki kurduğunu gösteriyor.
Wiley Online Library
+1
Hukuka Uygunluk Sebeplerine Sosyolojik Bakmak
Hukuka aykırılığı ortadan kaldıran sebepler teknik hukuk açısından belirli şartlara bağlıdır. Fakat bu şartların uygulandığı olaylar gerçek insanların hayatlarından çıkar. Bu yüzden hukuku anlamak, bireyin davranışını içinde bulunduğu toplumsal yapıdan tamamen koparmamak anlamına da gelir.
Benim açımdan en dikkat çekici nokta burada ortaya çıkıyor: Hukuk bir yandan toplumsal düzeni korurken diğer yandan toplumun değişen değerleriyle sürekli karşılaşıyor. Toplumsal adalet de tam bu karşılaşma alanında anlam kazanıyor. Kanunun herkese eşit uygulanması önemli; fakat insanların eşit olmayan başlangıç koşullarına sahip olduğu gerçeğini görmek de aynı derecede önemli.
Sonuç: Hukuk ve Toplum Birbirini Nasıl Dönüştürüyor?
Hukuka aykırılığı ortadan kaldıran sebepler, yalnızca ceza hukukunun teknik kavramları değildir. Meşru savunma, zorunluluk hâli, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası gibi kurumlar, toplumun “hak”, “zarar”, “özgürlük”, “sorumluluk” ve “adalet” anlayışlarıyla birlikte düşünülmelidir.
Hukuk gündelik hayatı biçimlendirirken insanlar da hukuka ilişkin anlamları yeniden üretir. Bu karşılıklı ilişkiyi görmek, hukuku yalnızca yasaklar ve cezalar üzerinden değil, toplumsal ilişkilerin bir parçası olarak değerlendirmemize yardımcı olur.
Clark Digital Commons
+1
Kendi deneyimimize dönüp baktığımızda
Gündelik hayatınızda “hukuken yanlış” ile “toplumsal olarak yanlış” gördüğünüz bir davranış hiç çatıştı mı? Bir olayda kültürel alışkanlıkların veya cinsiyet rollerinin adalet duygunuzu etkilediğini hissettiniz mi? Sizce toplumsal adalet için herkese aynı kuralları uygulamak yeterli mi, yoksa insanların farklı toplumsal koşullarını da hesaba katmak gerekir mi?