Sabit evren teorisini kim bulmuştur? Bir gecelik düşüncenin yıllara yayılan hikâyesi
Kayseri’de odamın küçük masasının başında oturmuş, yıllardır tuttuğum günlüklerden birini karıştırıyordum. Dışarıda kışın soğuğu vardı. Sokak lambasının sarı ışığı perde aralığından içeri süzülüyor, masamın üzerindeki eski defterlerin üzerine sessiz bir gölge bırakıyordu.
Günlük tutmayı hep sevdim. Bazen yaşadığım güzel anları unutmamak için, bazen de içimde biriken sorulara cevap bulmak için yazıyorum. 25 yaşında biri olarak hayatın nereye gittiğini, gelecekte nasıl bir insan olacağımı ve evrende ne kadar küçük bir yere sahip olduğumu sık sık düşünüyorum.
O gece eski notlarımın arasında bir cümle dikkatimi çekti:
“Evren gerçekten değişiyor mu, yoksa biz mi değiştiğini düşünüyoruz?”
Bu sorunun beni saatlerce düşündüreceğini bilmiyordum. Araştırmaya başladığımda karşıma çıkan konu ise beni şaşırtan bir bilimsel hikâyeye götürdü: Sabit evren teorisi.
Bir sorunun peşinden gitmek: Evren gerçekten sabit olabilir mi?
Çocukluğumdan beri gökyüzüne bakmayı severim. Kayseri’de açık bir gecede yıldızları izlemek bana her zaman huzur vermiştir. İnsan, başını kaldırıp sonsuz gibi görünen gökyüzüne baktığında ister istemez bazı sorular soruyor.
“Biz neden buradayız?”
“Evrenin bir başlangıcı var mı?”
“Her şey bir gün sona erecek mi?”
Bu soruların cevaplarını arayan bilim insanları da yüzyıllardır gökyüzüne bakıyor. Ancak özellikle 20. yüzyılda evrenin yapısıyla ilgili büyük tartışmalar yaşandı.
Ben araştırırken şunu fark ettim: Sabit evren teorisi sadece bir bilimsel fikir değildi. Aynı zamanda insanlığın evren karşısındaki yerini anlamaya çalışma çabasıydı.
Sabit evren teorisini kim bulmuştur? sorusunun cevabı ise beni doğrudan İngiliz astronom Fred Hoyle, Thomas Gold ve Hermann Bondi isimlerine götürdü.
Bu üç bilim insanı 1948 yılında “Sabit Durum Teorisi” olarak da bilinen yaklaşımı geliştirdi. Bu teoriye göre evren genişliyordu ancak genel görünümü zaman içinde değişmiyordu. Yani evrenin geçmişi ile geleceği arasında büyük ölçekte aynı özelliklerin korunacağı düşünülüyordu.
Bu fikir bana ilk okuduğum anda çok ilginç geldi. Çünkü insan zihni genellikle başlangıç ve son kavramlarına alışkındır. Bir şey doğar, büyür ve sona erer. Fakat sabit evren teorisi bambaşka bir bakış açısı sunuyordu.
Sabit evren teorisini kim bulmuştur? sorusunun ardındaki insan hikâyesi
Bilim tarihi çoğu zaman sadece sonuçlarla anlatılıyor. Ancak benim ilgimi çeken şey, o sonuçların arkasındaki insanların ne hissettiği oluyor.
Fred Hoyle, evrenin sürekli değişen ve başlangıcı olan bir yapı olduğu fikrine karşı farklı bir yaklaşım geliştirmişti. O dönemlerde evrenin başlangıcı olduğunu savunan Büyük Patlama fikri giderek güçleniyordu.
Fakat Hoyle ve çalışma arkadaşları farklı düşünüyordu. Onlara göre evren sonsuz geçmişten beri vardı ve genişlerken yeni madde oluşumu sayesinde yoğunluğunu koruyordu.
Bu düşünceyi ilk öğrendiğimde içimde garip bir heyecan oluştu. Çünkü bilimde bazen en değerli şey doğru cevabı hemen bulmak değil, farklı sorular sormaktır.
Günlüğüme şöyle yazmışım:
“Belki de insanı büyüten şey, kesin cevaplardan çok bilinmeyene duyduğu meraktır.”
Bilimin içinde hayal kırıklığı ve cesaret
Sabit evren teorisinin hikâyesi bana biraz hüzünlü de geldi. Çünkü bilim dünyasında ortaya atılan her fikir kabul görmüyor. Bazen çok emek verilen düşünceler zaman içinde değişebiliyor.
Sabit evren teorisi de zamanla güçlü eleştiriler aldı. Özellikle 1960’lı yıllarda yapılan bazı gözlemler, evrenin geçmişinin bugünkü halinden farklı olabileceğini gösterdi. Bu gelişmeler Büyük Patlama teorisinin daha fazla kabul görmesine neden oldu.
Bunu okuduğumda garip bir hayal kırıklığı hissettim. Çünkü bir insanın yıllarca üzerinde çalıştığı bir fikrin zayıflaması kolay bir durum değil gibi geldi.
Kendi hayatımı düşündüm. Bazen ben de bir hedef için çok uğraşıyorum, bir hayal kuruyorum ve sonra şartlar değişiyor. O an yaşadığım hayal kırıklığı bana büyük geliyor.
Ama bilim insanlarının hikâyeleri bana şunu öğretiyor:
Bir düşüncenin değişmesi, harcanan emeğin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Bazen yanlış çıkan fikirler bile insanlığın yeni gerçeklere ulaşmasına yardımcı olur.
Kayseri’de bir gece ve evren üzerine düşüncelerim
O gece günlüğümü yazarken saat oldukça ilerlemişti. Annemin mutfaktan gelen son sesleri de kesilmiş, ev tamamen sessizleşmişti.
Pencereden dışarı baktım. Kayseri’nin gecesi sakindi. Uzakta birkaç ışık görünüyordu. O anda düşündüm:
“Ben şu anda küçük bir odada oturuyorum ama aslında milyarlarca yıldır devam eden büyük bir hikâyenin içindeyim.”
Bu düşünce beni hem heyecanlandırdı hem de biraz korkuttu.
İnsan bazen günlük sorunlarına çok fazla kapılıyor. İş, para, gelecek kaygısı, başarısızlık korkusu… Bunların içinde kaybolurken ne kadar büyük bir evrende yaşadığımızı unutuyoruz.
Sabit evren teorisi bana sadece astronomiyle ilgili bir bilgi vermedi. Bana bakış açısı kazandırdı.
Bir insanın ortaya attığı bir fikir, yıllar boyunca tartışılabilir. Bazıları kabul eder, bazıları reddeder. Ama o fikir mutlaka insanlığın düşünce yolculuğunda bir iz bırakır.
Sabit evren teorisi neden hâlâ önemli?
Bugün sabit evren teorisi modern kozmolojide genel kabul gören açıklama değildir. Ancak bu teori bilim tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Çünkü evreni anlamaya çalışan insanların ne kadar cesur sorular sorabileceğini gösterir.
Sabit evren teorisini kim bulmuştur sorusunu araştırırken aslında sadece üç bilim insanının adını öğrenmedim. Aynı zamanda bilimin nasıl ilerlediğini de gördüm.
Bilim, tek bir kişinin söylediği son söz değildir. Farklı fikirlerin karşılaşmasıyla gelişir.
Bence bu durum günlük hayatımız için de geçerli. Bazen kendi düşüncelerimize çok bağlanıyoruz. Bir kararımızın kesin doğru olduğunu düşünüyoruz. Ancak zaman bize yeni bilgiler getirebiliyor.
Belki de önemli olan hiç yanılmamak değil, değişime açık kalabilmek.
Geleceğe bakarken geçmişten öğrendiğim ders
Bugün hâlâ günlük tutmaya devam ediyorum. Bazen eski sayfaları açıp geçmişteki halime bakıyorum.
20 yaşındaki ben ile 25 yaşındaki ben arasında büyük fark var. Eskiden bazı cevapları hemen bulmak isterdim. Şimdi ise soruların da değerli olduğunu düşünüyorum.
Sabit evren teorisi hakkında öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu oldu:
İnsanlık, gökyüzüne bakarak kendini anlamaya çalışıyor.
Bir teori ortaya atılıyor, yıllar geçiyor, yeni bilgiler geliyor ve düşünceler değişiyor. Bu süreç aslında hayatın kendisine çok benziyor.
Ben de geleceğimi bilmiyorum. 5 yıl sonra nerede olacağımı, hangi hayallere sahip olacağımı tahmin edemiyorum.
Bazen kendime soruyorum:
“Ya bugün inandığım bazı şeyler gelecekte değişirse?”
Eskiden bu ihtimal beni korkuturdu. Şimdi ise biraz umut veriyor. Çünkü değişmek, öğrenmenin ve büyümenin bir parçası.
Sonsuz gökyüzünün altında küçük ama anlamlı bir hikâye
Sabit evren teorisini kim bulmuştur sorusunun cevabı bana Fred Hoyle, Thomas Gold ve Hermann Bondi isimlerini öğretti. Ancak bu hikâyenin benim için anlamı sadece isimlerden ibaret değil.
Bu teori bana merak etmeyi, farklı düşüncelere saygı duymayı ve bazen değişen fikirlerin bile değerli olabileceğini hatırlattı.
O gece günlüğümün sonuna şu cümleyi yazmıştım:
“Evrenin sırrını tamamen çözemeyebiliriz ama onu anlamaya çalışmak bile insan olmanın en güzel taraflarından biri.”
Belki de hayatımız boyunca aradığımız bütün cevapları bulamayacağız. Fakat sorular sormaya devam edeceğiz.
Çünkü bazen bizi ileri götüren şey, ulaştığımız cevaplar değil; peşinden cesaretle gittiğimiz sorulardır.