Salih Çetinkaya Nereli? Bir Yolu Aydınlatan Sorunun Ardında
Hayat bazen bir soru kadar derindir. Belki de hayatı bu kadar büyüleyici ve karmaşık yapan da budur. Bazen sorular ne kadar basit olursa olsun, verdiği yanıtlar derinleşir ve insanın kalbine işleyebilir. “Salih Çetinkaya nereli?” diye sorulsa, belki de çoğumuz sadece basit bir bilgi veririz; ama işte bu sorunun arkasında, belki de yıllarca anlamını çözemediğimiz duygular, düşünceler ve yolda kaybolmuş bir benlik saklıdır.
Bir akşam Kayseri’de, sokaklar yağmurla yıkanmışken, bir kafede oturuyordum. Yağmur damlaları camdan süzüldükçe, içimi tuhaf bir huzursuzluk kaplıyordu. Gençlik yıllarımın en güzel zamanlarını burada geçirmiştim. Kayseri’nin taş sokakları, etrafımdaki yılların izleri, hatta o tanıdık kokular bile bir şekilde hep kalbimde bir yerlerde duruyordu. O akşam kafede otururken aklıma bir soru takıldı: “Salih Çetinkaya nereli?” Kimseye sormadım ama içimden bir ses, bu soruya bir anlam yüklemem gerektiğini söylüyordu.
Bir Kadınla Tanışmak: Bir Sorudan Başlayan Hikâye
Her şey o an başladı. Yağmurun vurduğu camın ardından gelen sesler arasında, bir kadının yüksek sesle telefonla konuştuğunu fark ettim. Biraz daha dikkatlice bakınca, ondan birkaç masa ötede, yıllar önce tanıdığım ve hala görüşmediğim bir arkadaşımı gördüm. Yüzünde bir gülümseme vardı ama o gülümseme, bana sanki yitirilen bir zamanın hatırlatması gibi geldi. O an, sadece onunla değil, geçmişle de bir hesaplaşmaya başlamıştım.
Kadın, bir süre sonra telefonunu kapatıp yanıma geldi. “Selam, nasılsın?” diye sordu, oldukça samimi bir şekilde. O soruyu bana değil, aslında kendi geçmişime soruyordu. Salih Çetinkaya… Bu soru belki de bir dönüm noktasıydı. Yaşadığım tüm kasvetli ruh halini bir kenara bırakıp, ona baktım ve derin bir nefes aldım.
“Salih Çetinkaya nereli?” sorusu bana birdenbire o kadar anlamlı gelmeye başlamıştı ki, bir süre cevap vermek yerine ona bakıp düşünüp kaldım. Bu basit bir bilgi değil, içimde yıllardır biriktirdiğim soruların küçük bir sembolüydü.
“Kayseri,” dedim sonunda, ama o an sadece bir cevap vermekle yetinmedim. O soruya verdiğim yanıt aslında Kayseri’deki geçmişime dair yıllarca unutmaya çalıştığım her şeyi de açığa çıkarıyordu. Salih Çetinkaya, belki de o kadar basit bir insan değil. Onun kaybolmuş kimliği, bana birinin kayboluşunu, birinin belirsizliğini hatırlatıyordu.
Kayseri’de Bir Çocuk Olmak: Kimlik Arayışı
Kayseri, çocukken gittiğimiz yerlerin, bakkalların, mahalle aralarında top oynadığımız sokakların, kaybolmuş bir zamanın izlerini taşır. Burada büyüdüm, burada kaybolmuşum. Salih Çetinkaya’nın nereli olduğunu sorduğumda, aslında sadece bir insanın köklerini değil, aynı zamanda o köklerden ne kadar uzaklaştığımı, neleri kaybettiğimi de sorguluyordum.
Kayseri’nin sokaklarında büyüyen bir çocuk olarak, kendimi bir şekilde bir parça eksik hissediyordum. Belki de Kayseri’den gelen birini tanımak, bana kendi kimliğimi hatırlatıyor, her şeyin bir yerinden tutmamı sağlıyordu. Zaman geçtikçe Kayseri’nin taş duvarları, vadilerindeki rüzgarın sesleri ve bazen de kısa bir yürüyüşle şehri terk edişim, içimde bir boşluk bırakmıştı.
İçimdeki bu boşluk, ne zaman Kayseri’ye dönsem bir şekilde kendisini gösteriyordu. Bir gece, yağmurda sokaklarda yürürken, yıllardır burada yaşamış biri olarak, bu soruyu tekrar sormaya başladım. “Ben kimim?” Belki de Salih Çetinkaya’nın kimliği, Kayseri’nin kimliğine benzerdi. Bunu çözmem, sadece Salih’i değil, aynı zamanda kendimi bulmamı sağlayacaktı.
Salih Çetinkaya’nın Kayseri’si
Salih Çetinkaya, Kayseri’den gelen bir insan olabilir. Ama her Kayseri’li gibi, aslında o da içinde bir yıkım, bir eksiklik taşıyordu. Şehir, büyüdükçe daha da büyüdü, ama bir çocukken hissettiğim sıcaklıkları, rüzgârı ve her şeyi kaybettim. Salih’in Kayseri’siyle benzer şekilde, ben de yıllar içinde Kayseri’yi kaybetmişim gibi hissediyordum. Çocukken bu şehir her zaman evim gibiydi. Şimdi ise, Kayseri’nin dar sokaklarında yabancılaşmış bir insan gibiyim.
O kadının bana sorduğu soruya, Salih Çetinkaya’nın Kayseri’sine, sadece bir kelimeyle cevap verdim. “Kayseri.” Ama bu cevap, bir kaybolmuş kimlik arayışımın sembolüydü. Kayseri, aslında sadece bir yer değil, geçmişim, hatıralarım ve kaybolan benliğimi temsil ediyordu. Salih Çetinkaya’nın nereli olduğu sorusu, bana Kayseri’nin sokaklarında kaybolmuş bir çocuk olmanın verdiği acıyı hatırlattı.
Duygusal Bir Yolculuk: Köklerime Dönüş
Bir şehre ait olmak, belki de her insanın içinde kaybolmuş bir yanı aramak demektir. Salih Çetinkaya, Kayseri’nin bir parçasıydı. Ama Kayseri’nin ne kadar parçası olursa olsun, ben de bir zamanlar burada doğmuş ve büyümüş bir çocuk olarak, kendimi sürekli bir yabancı gibi hissediyordum. Geçmişimle barışmak, bu şehre ait olmak, bu soruya cevap ararken, ben de yavaşça kalbimdeki boşlukları doldurmaya çalışıyordum.
Belki de Salih Çetinkaya’nın nereli olduğunu sormak, aslında benim kendi kimliğimi arayışımın bir parçasıydı. Şehirdeki sokaklar, rüzgârın kaybolan sesi, o kadının bana hissettirdikleri… Bütün bunlar, Kayseri’nin ruhunu içimde yeniden hissetmeme yardımcı oluyordu.
Sonunda, bu sorunun cevabını buldum. Salih Çetinkaya, Kayseri’den gelmiş olabilir ama her insan gibi, kendi kimliğini bulmak için bir yolculuk yapması gerekiyordu. Benim yolculuğum da Kayseri’nin taş sokaklarında, yıllardır kaybolmuş hissettiğim bir kimlikte gizliydi.
Bu yazıyı okurken belki de siz de kendinize bir soru sormak istersiniz. Kimlik arayışının sonunda, kaybolmuş bir benlik nasıl bulunur? Salih Çetinkaya’nın nereli olduğunu sorarak, belki de kendi köklerimize, kaybolmuş kimliklerimize dair bir ışık yakmış olduk.