Farkında Olmalı İnsan Kimin Şiiri?
İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, toplu taşımada sıkışan insanları izlerken, bazen zihnimde bir şiir belirir: “Farkında Olmalı İnsan…” Bu şiir, beni düşündürür; toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında nasıl bir anlam kazanıyor? Bir yanda her gün gördüğüm farklı hayatlar, bir yanda insanların birbirlerine karşı takındığı tutumlar. Sokakta, iş yerinde ya da ailemizle vakit geçirirken aslında ne kadar farkındayız? Farkında Olmalı İnsan kimin şiiri? diye sorarak, herkesin yaşamını, kimliğini, varlıklarını nasıl etkileyen bir meseleye adım atıyoruz.
Şiir ve Toplumsal Cinsiyet: Farklı Olana Duyarsızlık mı?
Sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda birçok projede yer aldım. Şiir, bana ve çevreme farklı cinsiyet kimliklerinin nasıl toplum tarafından algılandığını düşündürür. Kadınlar, erkekler, trans bireyler… Her biri toplumsal normlarla şekillendirilen bir dünyada varlıklarını sürdürüyorlar. İşte Farkında Olmalı İnsan tam da burada devreye giriyor. Her gün toplu taşımada, ofiste veya sokakta gözlemlediğim birçok olay, insanın farkındalığını kaybetmesinin toplumsal cinsiyetin en büyük düşmanı olduğunu gösteriyor.
Mesela, sabahları işe gitmek için metrobüse bindiğimde, kadınların çoğu çok kalabalık olan araçta daha fazla yer bulabilmek için birbirleriyle mücadele ederken, erkekler genellikle daha rahat bir şekilde yer bulur. Farkında olmalı insan! Bir kadının, erkeksi bir alanda yer bulabilmesi için daha fazla gayret göstermesi, toplumsal cinsiyetin hala ne kadar kalıplaşmış olduğunu ortaya koyuyor. Birçok kadının, toplumun beklentilerine uygun davranmaya zorlanması, her birimizin kimliğini, özgürlüğünü nasıl sınırlandırıyor? Bu şiir, tam burada devreye giriyor: Her bireyin kimliğine saygı gösterilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Çeşitlilik ve Kimlik: Herkesin Yaşamı, Herkesin Hikayesi
İstanbul’un sokaklarında, çarşıda pazarda, iş yerimde, farklı kimliklere sahip insanlarla sürekli etkileşimdeyim. Evet, toplumsal cinsiyetin etkisini her an hissediyorum ama çeşitliliği de gözlemliyorum. Toplum, bazen bu çeşitliliği kabul etmekte zorlanıyor. Farkında Olmalı İnsan! Bunu düşünmemek mümkün değil. Duygusal olarak bazen insanların birbirlerine bakış açılarını sorguluyorum: “Bir insan neden başkalarının kimliğine saygı duymakta zorlanır?”
Geçen gün bir kafede yanımda oturan bir çift, kendi aralarında konuşuyorlar. Kadın, kendini feminist olarak tanımlıyor, erkek ise “feministlik” kavramını küçümsüyor. İçimden bir şeyler kıpırdadı. Erkek, kadının özgürlüklerini savunması karşısında, “çok abartıyorsun” diyordu. O an, insanın kimliğini nasıl şekillendirdiğini düşündüm. O kadının, toplumdaki yerini ve sesini daha fazla duyurabilmesi için nelerden vazgeçmesi gerektiğini sorguladım. Farkında olmak, bir insanın, karşındakinin kimliğine değer vererek yaşamını sürdürmesini sağlamak demek. Her bir insan, farklı ve özeldir; bunu unutmamak gerek.
Sosyal Adalet: Farkında Olmak Sadece Bir Başlangıçtır
Sosyal adalet, gerçekten de düşündüğüm bir konu. İstanbul gibi büyük ve kozmopolit bir şehirde yaşıyoruz; her gün gözlerimle gördüğüm adaletsizlikler, sistemin ne kadar kırılgan olduğunu bana gösteriyor. İnsanlar eşit haklara sahip değil. İyi bir eğitim, iyi bir iş ve uygun bir yaşam standartlarına sahip olabilmek, bazılarına bir hak olarak sunuluyor, bazılarındaysa yalnızca hayal. Toplumda farklı grupların yaşadığı eşitsizliklerin farkında olmalı insan! Çevremde bu farkları gözlemlediğimde, bazen sesimi çıkaramıyorum, bazen susuyorum. Ama bazen de, sessizliğimi bozarım ve ne düşündüğümü ifade ederim.
Bir gün otobüste, yaşlı bir kadına yer veriyorum. Hemen arkasından, aynı yaş grubundan bir başka kadının, aynı otobüste “ayakta” kaldığını görmem bana düşündürücü geliyor. Benim yerimi verdiğim kadının, şehre gelen diğer tüm yaşlılara da yer vermesini ve bu “saygıyı” devam ettirmesini diliyorum. Bir toplumsal adalet meselesiyle karşı karşıya kalıyorum: Bir grup yaşlı insan ya da engelli birey, yaşamın getirdiği zorlukları başkalarına göstererek değil, öne çıkarak rahatlıkla yaşayabilmelidir. Farkında olmak, daha fazla insanın bu farkındalığı gösterebileceği anlamına gelir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çeşitlilik ve sosyal adalet, birbirine paralel bir şekilde birbirini etkileyen dinamiklerdir. Ne kadar fazla insan bu farkındalıkla hareket ederse, o kadar çok insanın yaşamı iyileşir.
Farkındalık: Kişisel Bir Sorumluluk mu?
Aslında, farkında olmak yalnızca bireysel bir mesele değildir. Toplumun en küçük yapı taşları olan bizler, çevremizdeki adaletsizliklere karşı sorumluyuz. Çevremizde ne olup bittiğine gözümüzü açmak, bazen sadece “hızla gitmek” yerine, “fark etmek” demektir. Her gün gözlerimle gördüğüm sahneler, bu soruyu daha çok kafama kazındırıyor: Farkında Olmalı İnsan… Sosyal adaletin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve çeşitliliğin yalnızca birer kavram olmadığını, bu değerlerin gerçekten hayatımıza nasıl entegre olduğunu düşünüyorum. Kendim bir sivil toplum çalışanı olarak, toplumsal dönüşümün parçası olmayı çok istiyorum. Farkında olmak, toplumdaki her bireyin sesini duyurmak için bir aracı olmalı. Biraz daha farkındalık, çok daha büyük bir değişimi tetikleyebilir.
Sonuç: Farkında Olmalı İnsan, Değişimin Başlangıcıdır
Her gün bu şehri adımlarken, her gördüğüm insanı anlamaya çalışıyorum. Farkında Olmalı İnsan kimin şiiri? sorusunun yanıtı aslında hepimizin içinde. Toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet, sadece düşünsel kavramlar değil, günlük yaşantımızda her an karşılaştığımız, görmezden gelmememiz gereken meselelerdir. Kişisel farkındalığın artması, toplumsal yapının değişmesine yardımcı olur. Eğer daha fazla insan bu farkındalığa sahip olursa, toplumsal eşitsizlikleri aşmak mümkün olur. Çünkü her bir birey, yaşamı boyunca bu değerleri dışa vurduğu sürece, değişimin bir parçası olur. Farkında olmalı insan, evet, tam da bu noktada başlar.